Geri Dön
Ethan Walker
Karakterler

Ethan Walker

9 Görüntülenme 13.03.2026

Hikaye

Ethan Walker — 05.09.1996 - Crescent City, California

Ethan Walter yirmi dokuz yaşındadır. 178 boyunda, 85 kilo ağırlığında hafif göbekli, yeşil gözlü birisidir. Gençlik yıllarında gündelik işlerde çalışırken koluna aldığı bir yara izi vardır. Ethan, babasını kaybetmiş, annesini hayal kırıklığına uğratmış ve evini terk etmiş bir kişidir. Temel motivasyonu annesi Mary ve Abby’i maddi olarak rahat ettirebilmek ve annesinin gözünde “başarmış” birisi olabilmektir....


Ethan, doksan altı yılının sonbaharında yağmurlu bir akşam saatinde, California’nın kuzeyinde, okyanusla orman arasında sıkışmış küçük bir sahil kasabası olan Crescent City’de daha sonra iki çocuklu bir aile olacak olan Mary - Robert Walker çiftinin büyük çocuğu olarak hayata gözlerini açtı.

Babası Robert kâh limanda balıkçı gemilerinden gelen malları indiren bir forklift operatörü kâh ormanda tomruk yükleyen bir vinç operatörü olarak, alt tabaka tabi edilen bir aileyi geçindirmeye çalışan sıradan bir operatördü. Aileyi ayakta tutan, ağır işlere alışmış sıradan bir emekçiydi. Babası vinç, buldozer, forklift pek çok şeyi kullanabilirdi ki kendisi hayat onu zorunda bırakıp da bazı beceriler kazanana kadar, kendi beceri kapasitesinin babasında kaldığını söyler, görece yakınır görece ona hayranlığını ifade ederdi.

Annesi Mary ise kasabanın kenarındaki küçük bir kafeteryada aşçı olarak çalışırdı. Sabahları gün daha ağarmadan evden çıkar, akşamları yorgun argın dönerdi. Eve geldiğinde yorgunluğunu pek belli etmez, ki o zamanlar zaten Ethan bunu anlayacak yaşta değildi.

Ethan’nın çocukluğu, kasabanın dar yollarında ve deniz ile orman arasında kalan boş alanlarda geçti. Anne ve babası ile mutlu bir çocukluk yaşardı. Babasıyla erkek erkeğe takılmak da Robetın çok hoşuna giderdi. Ona gençlik yıllarında bahseder, " Los Santos'ta arkadaşları ile yaşadığı gençlik anılarını anlatır, bir gün sende o gençliği yaşayacaksın" diye ona anlatırdı. O da doğal olarak anlamazdı. Tek başına zaman geçirmeyi sevmez, mahallesindeki arkadaşlarıyla sokakta oyun oynamayı çok severdi. Arkadaşlarıyla tartışmaktan hoşlanmaz hata küsmekten korkardı, küserse de başaramazdı. Bundandır ki halâ hayır diyemez. Yıllar geçti ve Ethan ağabey oldu. Kız kardeşi Abby doğdu aralarında on yaş vardı. İlk başlarda biraz alışamadı, garipsedi. Birgün annesi duş alırken küçük kardeşi Abby düştü ve ağlamaya başladı; Ethan, daha önce hissetmediği bir hisle ilk defa tanıştı. Başkası için endişelenmek... Annesi gelene kadar başından ayrılmadı kardeşinin. Her şeyi kendi başına yapmaya çalışırdı. Dışarıdan yardım istemeye çekinirdi. Biraz anne bağımlısıydı denilebilir. Babasından hep eleştiri duyardı. Babası evde izinli olduğu günler onun için zorlu sınavlar gibiydi. Boş zamanlarında sokakta arkadaşları ile oynar evde vakit geçirmek istemezlerdi. Yakın bir arkadaşı vardı, Dane. Dane yakın mahallede oturan biraz yırtık bir çocuktu. Ethan’ı severdi, anlaşırlardı. Ethan ona göre biraz daha pasif ama gözünü budaktan sakınmayacak da birisiydi. Babası sürekli sokakta oynadığını geleceğini düşünmediği, “erkek olmayı” öğrenmesi gerektiğini söylerdi. O yıllarda henüz anlamıyordu tabii ne demek istediğini.



Ethan on dört, on beş yaşlarına geldiği zaman ergenliğin de yavaştan harekete geçmesiyle, ki kendisi bunun farkında değildi, tuhaf huylar edinmeye başlar gibiydi. Annesinin arkadaşlarına “kızım” şeklinde saygısızca ifadeler kullanıp kendini yetişkin bir birey gibi göstermeye başladı. Ergenlik onun için sancılı geçecekti.



Eskiden olduğu gibi sokakta uzun saatler oyalanmak yeterli gelmiyordu. Mahalledeki kendisinden birkaç yaş büyük çocuklarla takılmaya başlamıştı. Onlarla birlikteyken kendini daha olgun hissediyordu. Onların küfretmesi, sigara içmesi ve gece geç vakitlere kadar sokakta kalmaları onun için havalı görünüyordu. İlk sigarasını o dönem, köşede bulunan boş dükkânın arkasında, sadece onların arasında kabul görmek için içmişti. Ciğerlerini yakan o tadı sevmedi ama belli etmedi. Sevmediğini belli etmek, o yaşlarda zayıflık gibi geliyordu.

Evdeki ortamda eskisi gibi pürüzsüz değildi, babası sürekli öksürüyordu. Garip bir yorgunluğu vardı ve eskisi gibi çalışamıyordu. Babasının kazancı doğal olarak azalmaya başlamıştı. Bazı zamanlar sofrada anne ve babasının konuştukları tek konu, ay sonunun nasıl geleceği oluyordu. Ethan bunu tam olarak anlamasa da annesinin daha sık iç geçirmesi babasının daha çabuk parlamaları dikkatini çekmeye başlamıştı. Kardeşi Abby büyüdükçe masrafları da artıyordu. Babasının erkek olmakla ilgili nutukları hız kesmeden devam ediyordu. Birgün bu durum canına tak etti

Bu dönemde okuldan sonra ufak tefek gündelik işlere girmeye başladı. Bazen bir markette koli taşır bazen limanda angarya işler yapar bazen bir odun kesim sahasında getir götür yapardı. Babasıyla yarışıyordu ne de olsa (!) Kimsenin yardımına ihtiyacı yoktu ne de olsa! Kazandığı parayı annesine verir güya önemli bir şey de değilmiş gibi davranırdı. Robert durumun farkında olsa da yaşına da vererek aslında çok da üstelemiyordu ama o yaşlarda hangimiz mantıklıydık ki. Ethan çalışıyordu da artık, onu kim sorgulayabilir eleştirebilirdi!

Evdeki baskıdan kaçmak için akşamları daha geç gelmeye başlamıştı. Annesine bazen yalan söylüyor, “Dane’le ders çalışıyorduk” gibi bahaneler uyduruyordu. Babasıyla tartışmaları sıklaşmıştı. Robert, onun sokakta geçirdiği vakti geleceksizlik olarak görür, “erkek adam işini bilir” diye çıkışırdı. Ethan bu sözlerin altında yatan öfkeyi tam çözemese de her seferinde biraz daha içine kapanırdı. Evde sıkıştığını hissettikçe sokağa kaçıyor, sokakta kayboldukça eve yabancılaşıyordu.

Yirmili yaşlarından itibaren Ethan için hayatın hızlandığı, ama aynı zamanda içten içe yorulduğu yıllardı. Akademik olarak beklenen olmuş ve bir başarıya ulaşamamıştı. Okul işi bitmiş, her gün sabah erken saatte işe gidip “kendi parasını” kazanamaya çalışıyordu. Maddi durumlarında sıkıntı vardı. Hayatının bu döngüde olması canını sıkıyordu. Dane ile iletişimi devam ediyordu. Onun da yolu yol değil ya neyse şimdinin konusu değil. Babasının hastalığı artık saklanacak gibi değildi. Robert’ın limana gidemediği günler çoğalmış, bazen evden çıkacak hâli bile kalmamıştı. Eve giren para iyice azalmıştı. Biriken doktor masrafları, ilaç paraları, kasabanın küçük ama insana ağır gelen geçim giderleri… Hepsi üst üste binmişti. Ethan elinden geldiğince daha fazla iş almaya çalışıyor, bazen iki farklı yere gidip aynı gün içinde iki ayrı iş yapıyordu. Yine de yetmiyordu. Ne kadar çalışsa da evin içindeki ağırlık hafiflemiyordu. Bu sırada babasını anlamaya başlamıştı. Sorumluluk ... Kaçmadı fakat vicdani hesaplaşma zamanı gelmişti artık. Hastaneden gelen haberler olumsuzdu. Robert’ın durumu gün geçtikçe ağırlaşıyor, eve döndüğü zamanlar giderek kısalıyordu. Babasının kendini eleştirme sesi gittikçe kendini derin derin alınıp verilen nefese dönüştürmüştü. “Erkek olmayı öğren” diyen adamın, artık konuşacak gücü kalmamıştı. Bu farkındalık Ethan’a geç geldi ama geldiğinde de ağır geldi.



Bir zaman sonra beklenen oldu ve Robert’ın ölüm haberi sabaha karşı geldi. Ailesini toplamaya çalışmanın yanında kendinin ağlamaya fırsatı da olmamıştı. İçinde bir şey koptu ama dışarıya vurmadı. Günler boyunca ‘Keşke, keşke daha az tersleseydi, keşke o lafları bu kadar kişisel almasaydı, keşke bir şeyleri daha erken fark etseydi’ diye düşündü. Abby’ye baktığında artık sadece bir kardeş değil geride kalan bir sorumluluğu görüyordu. Hastaneden kalan borçlar da cabası. Görünen malum olmuş hastane faturaları ve son ödeme tarihli tebligatlar Ethan’ı ve ailesini boğmaya başlamıştı. Ethan bu keşmekeş içerisinde günlük işlerine devam edip şoförlükte kazandığı paraya tamah etmek zorunda kalıyor, annesiyle bu ekonomik enkazı temizlemeye çalışıyordu. Borçları azalmıyor her ay dahada belirgin hale geliyordu. Tebligatlar önce televizyon sehpasının yanına daha sonra çekmecelere kaldırılmaya başlansa da haciz tehtidi daha da büyüyordu. Ethan, annesinin akşamları faturaları tek tek kontrol edip sessizce iç çektiğini görüyordu.

Ethan daha faza çalışmaya başladı ve gündüz şoförlük işine devam edip iş çıkışında da bulabildiği odunculuk, bahçıvanlık gibi gündelik işlere gitmeye başlıyordu. Yorulmak sorun değildi; asıl sorun, ne kadar çalışırsa çalışsın paranın yetmemesiydi. Şoförlükten kazandığı para, borçların yanında küçük kalıyordu. Bazen bir faturayı ödemek için diğerini geciktirmek zorunda kalıyorlardı. Bu döngü, Ethan’ın sabrını kemiriyordu.

Bu dönemde Dane’le de görüşmeye devam ediyor, dertlerinden yakınıyordu. Dane bir akşam bir ek işten bahsetti, sadece şoförlük yapacağını anlattı. Ethan önce tereddüt etti, zira arkadaşını az çok tanıyordu. Etti etmesine ama bir çıkar yol da bulamıyordu. İşin detayını sormadı, ne taşıyacağız, kimi taşıyacağız diye irdelemedi. ‘Erkek olmayı başarmak’ zorundaydı. Risk almak zorundaydı. Borçların tarihleri yaklaştıkça, Ethan’ın düşünceleri de daralıyor, tünelin sonunda ışık belirtisi kalmıyordu. ‘Sadece bir süre ‘diye teskin etti kendini.



O konuşmadan sonra eve dönmedi ve Dane’le ayrıldıktan sonra bir süre yürüyüp sonra yolunu kasabanın bildik barlarından birine çevirdi. Kafası çok doluydu. Halâ kendi kendini gazlayıp cesaret vermekle uğraşıyor, sorumluluklarını aklına getiriyordu. Dane’in işinin temiz bir iş olmadığı aşikardı. Kendini baskı altında hissediyordu. Avazı çıktığı kadar bağırıp için dökmek istiyordu.

Barda içemeye başladı, hızlı hızlı ağır ve hafif karışık alkol aldı. Bar kalabalıktı ama gürültü ona iyi geliyordu. Düşünmemesi gereken şeyleri bastırıyordu. Bir noktadan sonra etrafındaki konuşmalar birbirine karışmaya başladı. Yan masadan gelen bir muhabbette “Abby” adını duydu. Önce aldırmadı ama daha sonra tekrar duydu. Alkolün de etkisiyle, konuşulanın kendi kardeşi olduğunu sandı. Konuşmanın tonu hoşuna gitmedi. Müstehcen ifadelerle altında nasıl ‘inlediğini’ anlatıyordu elemanın birisi! Büyük bir hışımla ayağa kalktı ve önündeki kadehi adamın kafasına fırlatıp üstüne atladı. Kavga kısa sürdü. Karşısındaki grup kalabalıktı; o ise tek başınaydı ve sarhoştu. Birkaç yumruk savurdu ama dengesizdi. Karşılığı gecikmedi. Kısa sürede yere alındı. Birilerinin araya girdiğini, seslerin yükseldiğini hatırlıyordu ama ayrıntılar bulanıktı. Yerde yatarken fark ettiği tek şey, içindeki öfkenin bir anlığına da olsa boşalmış olmasıydı.

Gözlerini açtığında, tavandaki floresan ışıklar başını daha da ağrıtıyordu. Ağzında metalik bir tat vardı, kaburgaları nefes aldıkça sızlıyordu. Nerede olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü. Hastane. Kolundaki serum, bileğine takılı plastik bant, burnuna dolan antiseptik kokusu… Kavganın sonrasını parça parça hatırlıyordu.

Bir süre sonra iki polis geldi. Sesleri sakindi, yüzlerinde alışılmış bir bezginlik vardı. Olayla ilgili ifade aldılar. Ethan anlatmaya çalıştı ama cümleleri dağınıktı. Konuşulan Abby ismini duyduğunu, sarhoş olduğunu söyledi. Polislerden biri not aldı, diğeri başını salladı. Karşı tarafın da net bir şikâyeti yoktu. Bar çalışanları olayı büyümeden ayırmıştı. Kimse kimseyi tanımıyordu, herkes biraz alkollüydü. Şikayetçi olunmamıştı.

Polisler çıktıktan bir süre sonra kapı açıldı. Annesi Mary içeri girdi. Telaşlıydı ve bıkmış bir ifadesi vardı. Gözleri, oğlunun yüzündeki morluklarda kısa bir an durdu, sonra ifadesi sertleşti. “Bir de seninle mi uğraşacağım?” dedi. “Babanı kaybettim, evde borçlar birikiyor, Abby’ye bakmaya çalışıyorum… Bir de senin çocukluklarınla mı uğraşacağım?” dedi. Ethan ağzını açmak istedi. Bir şey söylemek, kendini anlatmak… Ama kelimeler çıkmadı. Mary devam etti. “Ne yaptığını sanıyorsun sen?” dedi. “Kahraman mı oldun? Erkeklik mi bu?” Bir an durdu, nefes aldı. “Bana yardım edeceğine, başıma iş açıyorsun” dedi. O gece, evin kapısından içeri girdiğinde bir şeylerin geri dönülmez şekilde değiştiğini hissetti. Bu sadece bir kavga değildi. Sadece bir hastane gecesi de değildi. Annesinin gözünde artık bir yük olduğunu ilk defa bu kadar net görüyordu.



Hastane olayından bir zaman sonra Ethan annesine yük olmada ona yardım etmeye çalışıyordu ama yetemiyordu. Günler geçtikçe borçlar azalmıyor aksine yeni zarflar geliyordu. Mary faturaları sessizce ayırıyor, Abby yanındayken konuyu kapatıyordu. Ethan daha fazla kazanabilmek için ek iş yapıyor ama yettiremiyordu. Her sabah aynı hesap, her akşam aynı sonuç. Bu döngünün içinde, Dane’in o gece söyledikleri yeniden aklına gelmeye başladı. “Sadece bir süre,” demişti. “Temiz sayılır.” O cümleler, artık kulağına daha mantıklı geliyordu. Kavga olayından sonra telefondan görüşmüşlerdi ve işi alamamıştı tabii. Bu sefer kendisi aradı. Durumu bildirdi. Yakın zaman sonra Dane arayıp “Akşam buluşalım, iş aynı şoförlük” dedi. “Ben olacağım yanında. Sen sadece benimle geliyorsun.” diye ekledi. Ne taşınacağından bahsetti ne de işin detayına girdi. Ethan da sormadı. Sormamak, o an için işini kolaylaştırıyordu.

İlk sefer birlikte gittiler. Ethan biraz çekinse de araçtan inmiyor konuşmayı ve alışverişi Dane yapıyordu. Sevkiyatlar birkaç kez tekrarlandı. Hep birlikte gidiyorlardı. Dane konuşuyor, Ethan orada bulunuyordu. Bazen araçtan bile inmezdi. Bazen sadece etrafı kolaçan ederdi. Ne taşındığını bilmiyordu, bilmek de istemiyordu. Bu belirsizlik, onu rahatlatıyordu. “Ben işin içinde değilim,” diyordu kendine. “Sadece yanındayım.”

Bu işler devam ettikçe eve giren para da arttı. Küçük küçük ama düzenliydi. Ethan, annesine para verebildikçe kendi kendini teskin edip bu duruma alışmaya başlıyordu. Mary önce ses etmedi. Ama fark ediyordu. O para, Ethan’ın yaptığı gündelik işlerin üstündeydi. Üstelik Dane’le olan görüşmeler de artmıştı. Akşamları geç gelmeler, kısa konuşmalar, kaçamak cevaplar… Bir akşam dayanamadı. “Bu para nereden geliyor?” diye sordu. Ethan geçiştirdi. “Ek iş,” dedi. “Dane’le mi?” diye üsteledi Mary. Cevap vermedi. Mary devam etmedi ama kafasında parçalar yerine oturmaya başlamıştı. O çocukları başından beri tekinsiz buluyordu. Bu işlerin temiz olmadığını hissediyordu.

Sevkiyatlar birkaç kez daha sürdü. Kasabada Ethan ve Dane birlikte görünür olmuştu artık. Bir süre sonra, beklenen oldu. Dane yakalandı. Olay, sadece bir sevkiyatla sınırlı değildi; bağlantılar geriye doğru çözülmeye başlamıştı. Dane konuşmayıp Ethan’ı satmamıştı ama bu gerçeği değiştirmemiş, Mary’nin kafasında bazı şeyleri netleştirmesine yetmişti. Polisler kapıya geldiğinde Mary şaşırmamıştı. Sorular soruldu, isimler geçti, Dane’in adı açıkça söylendi. Ethan’ın adı da “birlikte görülen” biri olarak geçti. Net bir suçlama yoktu ama tablo yeterince açıktı. Polisler gittikten sonra evdeki sessizlik uzun sürmedi.

“Ben seni uyardım,” dedi Mary. “Bu paranın temiz olmadığını biliyordum.”
Ethan kendini savunmaya çalıştı. “Bir şey yapmadım,” dedi. “Yeter,” diye kesti annesi. “Beni aptal yerine koyma!”

Mary’nin sesi titriyordu ama kararlıydı. “Bu evde kalırsan, Abby’yi de beni de daha büyük bir belanın içine çekersin” dedi. Kapıyı gösteriyordu. Ethan o an, annesinin gözünde artık sadece bir yük değil, bir risk olduğunu da anladı. Bu farkındalık, içini yaktı ama onu durdurmadı. O gece eşyalarını topladı. Abby’ye durumu çaktırmadan ona son kez sarıldı. Çakılmayacak halimi kalmıştı gerçi de neyse. Annesiyle de vedalaştı ama annesinde yarattığı hayal kırıklığı onu çok üzmüştü . Crescent City’de kalırsa, her şeyin daha da kötüye gideceğini hissediyordu. Gitmesi gerekiyordu. Büyük bir şehir, daha fazla iş, daha fazla fırsat… Belki de sadece mesafe. Annesini maddi olarak rahatlatabilmek için, ona uzaktan da olsa destek olabilmek için, "BAŞARMIŞ" bir evlat olarak geri dönebilmek için evi terk etti.
Otobüs biletini alırken, babasının yıllar önce söylediği bir cümle geldi aklına “Los Santos, fırsatlar şehri.” Gülümsedi. Artık ailesine uzaktan bakmak zorundaydı ama en doğrusu da buydu.