Geri Dön
Noah Kenji Morita
Karakterler

Noah Kenji Morita

6 Görüntülenme 13.03.2026

Hikaye

Noah Kenji Weissmann,19 Eylül 2002’nin yaz sonunda, Saitama’da doğdu.

Noah’ın annesi Aiko Morita, Tokorozawa’nın işçi mahallesinde yaşayan, sanayi içinden çıkmış bir kadındı. Küçük bir atölyesi vardı. Atölyesinde sabahları araç tamiriyle uğraşır, akşamları da işi bittiği zaman Saitama’da dağ yollarında kendi arkadaşlarıyla aralarında kurdukları küçük bir grupla kendi araçlarıyla dağ gezisine çıkarlardı. Babası Lukas Weissmann ise Stuttgart’tan, değişim programıyla Japonya’ya gelen araç mühendisliği üzerine eğitim alan bir öğrenciydi. Saitama’da touge gecelerini gördükten sonra üniversitesinin bir yılını çöpe atmış, Saitama’da etrafı gezerken Aiko’nun çalıştığı atölyenin önünden geçiyordu. Atölyeye doğru bakınca Aiko’yla göz göze geldi. Lukas, Aiko’yla sohbet ederken hem ona hem de o japon kültürüne bağlanmıştı. Aradan zaman geçti, ikili evlenme kararı alıp evlendiler. İki yılın ardından tarih 19 Eylül’ü gösterdiğinde Noah Saitama’da bulunan Tokorozawa Central Hospital’da dünyaya geldi. Noah iki yaşındayken Tokorozawa’ya taşındılar. Tokorozawa’da, tek araçlık garajı olan küçük müstakil bir eve taşındılar. Garajlarında günlük kullanabilecekleri sedan araçları bulunuyordu. Evin önünde ise gece saatlerinde dağ yolunda kafa dağıtmaları için Nissan Silvia S14 duruyordu.

Noah’ın çocukluğu, bu atölyenin kapısında başladı. Noah çok farklı bir çocuktu. Onun hayatı evden çok garajında, ailesini izlerken geçiyordu. Atölye onun eğlence alanıydı. Akşam boş zamanlarında, babası direksiyonun başına geçiyor, Noah’ta yan koltuğa geçip Saitama tepelerine çıkıyorlardı. Motoru çalıştırıp harekete geçince Noah’ın içi kıpır kıpır oluyordu. Lukas aracı bildiği gibi sürüyordu, Noah hem yolu hem de babasını dikkatlice izliyordu nerde ne yaptığını, nasıl tepki verdiğini, kısaca her şeyi kafasına kaydediyordu. Aiko aracı drifte kaldırınca Noah’ın tüyleri diken diken oluyordu ama yinede zevk aldığı her halinden belliydi. Aiko Noah’a dönüp şu sözü söyledi. “Drift ve hız bizim ilacımız.” Noah babasının o sözünden sonra gözlerini kapattı ve kendisini atmosfere bıraktı. Aracın bütün mekaniklerini hissediyordu, sanki arabayla bütünleşmişti.

Bu düzeni bozan şey, Sahildeki o büyük buluşma gecesi oldu. Lukas o akşam atölyede kalmak zorundaydı; Aiko, eski tayfanın ısrarına dayanamayınca Noah’ı da alıp buluşmaya gitti. Noah otoparka girince her yeri incelemeye başladı. Otoparktaki neon aydınlatmalar, çalan şarkılar, motor sesleri, egzoz kokuları Noah’ı içini ısıtmıştı. Noah, kalabalığın içerisindeki RX-7’yi gözüne kestirdi. Aracın içindeki Aiko’nun eski dostu Kana Takahashi’ydi. Aiko’nun yanına geldi ve “Eski günlerin hatırına” dedi. Aiko başıyla onayladı. Motorlar çalıştı, araçlar hazırdı, damalı bayrak indi ve yarış başladı. Lukas evde içi içini yiyordu. Sonunda dayanamayıp oda otoparktaki buluşmaya geldi. Yarış çoktan başlamıştı. Lukas Noah’ın yanına geçti ve yarışı izlemeye başladılar. Noah gözlerini Kana’nın aracından alamıyordu, Kana kendinden emin bir şekilde sürüyordu ama hesap edilmeyen bir şey vardı. Yola dökülen yağı fark edemedi. Araç kaymaya başladı, Kana direksiyonu toplayamadı ve duvara çarptı, araç alev aldı. Kana aracın içinde yanarken çevredeki hiç kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. Kana aracın içinde yanarak can verdi. O gece Noah için bir kabustu. Noah o gece tutkuyla ölüm arasındaki o ince çizgiyi fark etti.
Noah büyüdü. Lukas fren ve süspansiyon işlerinde tanınır oldu, Aiko gece sahnesinden bir adım geri çekilip daha çok eve ve Noah’a döndü. Noah 16 yaşına geldiğinde, babası onu atölye arkasındaki boş alanda temel sürüşe alıştırmıştı; direksiyon ve pedallara yabancı değildi ama ehliyeti yoktu, tecrübesi de sınırlıydı. Bir gece Lukas atölyede geç kalacaktı, Aiko erken uyumuştu. Garajın önünde Silvia sanki Noah’a göz kırpıyordu. Aracın anahtarını almak için eve girdi. Noah tereddütten sonra anahtarı alıp dışarı çıktı, arabayı çalıştırdı ve Tokorozawa’dan Shomaru Pass’e doğru yola çıktı. Noah aracı sakin ve temkinli sürüyordu. Babasının öğrettiklerini tek başına yeniden uyguluyordu ama bunun daha fazlasını yapmak istiyordu. Babasının yaptığı hareketleri denemek istedi. Geniş bir virajda drift datmak istedi; gaza yüklendi, kontra için geç kaldı, panikle ayağı gaza basılı şekilde donakaldı kaldı. Aracın arkası koptu, bariyere sert bir şekilde çarptı. Lukas’ın aracın içine koyduğu koruma demirleri Noah’ın kurtuluşu oldu. Kafasını demire ufak çarptığı için kaşında küçük bir açılma vardı. Çarpmanın etkisiyle sol kolu ve bileği burkulmuştu, hareket ettiremiyordu.

Şokla arabadan çıktı ve annesini aradı. “Silvia’yı aldım, Shomaru’da kaza yaptım, özür dilerim,” diyebildi. Aiko Lukas’ı uyandırdı. Shomaru’da dolaşıp Noah’ı arıyorlardı. Sonunda buldular. Aiko önce onun sağlam olduğundan emin oldu, Noah’ın kolunu sabitleyip ambulansı aradı. Geceyi hastanede geçirdiler. Lukas ertesi gün eve gelince ehliyetsiz dağ yoluna çıkmanın aptallığını yüzüne vurdu. Lukas’ın sinirini Aiko yatıştırdı. Lukas, Noah iyileşince onuda alıp atölyeye gitti. Silvia’yı Noah kendi elleriyle tamir etti, tamir ederken Lukas Noah’ı izliyordu. Noah aracı tamir ederken aklına sürekli o kaza geliyordu. Sonunda araba tamir oldu ama artık eskisi gibi içlerine sinmedi. Lukas arabayı sattı.

Birkaç gün sonra atölyeye eski bir müşteri geldi. Adam, sigarasını içerken yıllar önce sahilde ölen Kana’dan bahsetti. Frenlerden şikâyet ettiğini, setin sorunlu olduğunu, Lukas’ın “Bu gece bir tur at, yarın komple değiştiririz” dediğini anlattı. Ardından “Sana güzel para ödemişti, riski göze aldı.” diye ekledi. Lukas da “Günün sonunda herkes riskin farkındadır, onlar imzayı atar; ben işimi yaparım, gerisi onların seçimi. Sen o yağ yola neden döküldü sanıyordun?” diyerek normal bir şekilde cevap verdi. Noah’ın kafasında tüm taşlar yerine oturdu. Bu güne kadar “talihsiz kaza” olarak adlandırılan kazanın arkasında bilinçli bir ihmal olduğunu anladı. Babası araç tamiri konusunda mükemmel bir insandı, ama insan hayatını bir kağıt parçası seviyesine indirmişti. Babası para uğruna insan hayatıyla oynamıştı. Bu, onu idol olmaktan çıkarmıştı. Artık sadece tamirciydi.

O gece sakince evine gitti, kimliğine baktı: Noah Kenji Weissmann yazıyoyırdu. Bu soyadı, ona bu saatten sonra sahil kazasını ve atölyedeki o konuşmayı hatırlatıyordu. Annesinin soyadını almaya o gün karar verdi. Bundan sonra kendini Noah Kenji Morita olarak tanıtacaktı.

Tam bu dönemde, Münih yakınlarındaki Garching’de bulunan BMW M Motorsport, Japonya’da birlikte çalıştıkları bir projeden sonra Lukas’a GT programında tam zamanlı iş teklif etti. Almanya, Lukas için kariyer fırsatı, Aiko için yeni bir deneyim, Noah içinse pist ve mühendislik tarafına bir geçiş şansı demekti. Mutfak masasında oturup konuştular. Aiko, “İstersen burada kalırız, daha çok çalışırız.” dedi. Noah, Japonya’nın ona hissiyat ve refleks kazandırdığını, Almanya’nın ise bu işi veriyle, mühendislikle tamamlayacağını düşündü. “Gidelim o zaman.” dedi. “Ama orada ben Morita’yım.”
Almanya’ya geldiklerinde, BMW M Motorsport tesislerine yakın olsun diye Münih’in hemen dışındaki Garching’de, küçük bir apartman dairesine taşındılar. Garajlı evin yerini otoparklı apartman, Silvia’nın yerini gri bir Golf ve takımın verdiği BMW 3 Serisi aldı. Noah, bir yandan liseyi bitirdi, bir yandan BMW M Motorspor garajında babasıyla beraber araçların veri analizlerini izlemeye başladı. Japonya’da hisle öğrendiği her şeyin, burada grafikte ve tabloda karşılığı vardı. Sonrasında Garching’te Technical University of Munich’te Makine Mühendisliği okumaya başladı. Üst sınıflara geldiğinde, ders planını otomotiv mühendisliği ve araç dinamiği ağırlıklı olacak şekilde seçti. Okulla birlikte BMW M Motorsport’un atölyesinde, GT araçlarının fren ve süspansiyon bakımlarında hem eliyle çalışan, hem de veri okumayı öğrenen bir garaj elemanı oldu.

Bir süre sonra ailesinin desteğiyle ve kendi birikimiyle ikinci el bir BMW aldı. Bu kez planı netti. Coilover ayarı yapacaktı. Daha iyi frenler takacaktı. Pist lastiğine geçecekti. Mantıklı bir egzoz seçecekti. Düzenli pist günlerine gidecekti. Dağ yolunda gizli deneme yoktu. Bakalım ne oluyor diye sınama yoktu. Hız ihtiyacı artık ambulansı marşali kuralları olan pistte karşılanacaktı. Motosikletler hâlâ aklının bir köşesindeydi. Çalıştığı yerle konuşup kendisine bir BMW motor isteyecekti. Ama kendine sert bir kural koydu. Eğitim, ekipman ve pist olmadan o tarafa adım yoktu.

Artık Noah kendini her yerde şöyle anlatacaktı:
“Ben Noah Kenji Morita. Japonya’nın dağ yollarında büyüdüm, şimdi Almanya’da pistte ve garajda çalışıyorum.”

Babasında hâlâ saygı duyduğu teknik bir taraf vardı ama asla kabul etmeyeceği bir insani tarafta vardı. Annesinin “bilmeden hız yapma” dediğini, babasının “imzayı attı, risk ondaydı” dediği zamanı aklından çıkarmıyordu ve kendi çizgisini çok net çekiyordu. Hızlı olabilir, risk alabilir, ama her zaman dikkatli olacaktı ve başkasının hayatını kâğıt üstü bir imzaya indirerek gaz vermeyecek. Japonya’da da, Almanya’da da babasının yaptığı o hatayı tekrar etmeye niyeti yok.